SİNEMA

Bağımsız sinemanın yıldızı Darren Aronofsky’den 6 kült film

Sıradan hayatlara zorluklar ekleyen ve o hayatları filmlerinde insanlara adeta yaşatan kendine özgü ve çok yönlü anlatımıyla Darren Aronofsky. Filmlerinde bambaşka bir boyuta götüren beyaz perdenin bağımsız yönetmeni.

İlk olarak çektiği Pi ile kariyerine başlayan Aronofsky, sonrasında çektiği Requiem for a Dream filmiyle kariyerinin zirvesine oturdu. Daha sonraları çektiği The Fountain, The Wrestler, Black Swan gibi filmleri onu bağımsız sinemanın en iyilerinden biri yaptı. Her bir filmi, kült olmaya aday olan Aronofsky’den yönettiği 6 filmi sizlerle…

Pi (1998)

Pi2

Pi, Darren Aronofsky’nin yönetmenliğini ve senaryosunu yapmış olduğu ilk uzun metraj filmi. Yönetmenin ilk filmi olmasına rağmen bir başyapıt aynı zamanda. Pi filmi Aronofsky’e Sundance Film Festivali’nde “En iyi yönetmen”, Bağımsız Ruh ödülünde “En iyi ilk senaryo” ve Gotham Open Palm ödülünü aldırdı. Filmin başrollerini Maximillian Cohen rolünde Sean Gullette, Sol Robeson rolünde Mark Margolis, Lenny Meyer rolünde Ben Shenkman ve Devi rolünde Samia Shoaib paylaşmaktadır. Bir psikolojik gerilim filmi olan Pi’nin müzikleri ise Clint Mansell tarafından yapılmıştır.

Filmin konusu ise şizofren bir matematik zekası olan Max Cohen doğadaki her şeyin bir sayısal karşılığı olduğuna inanır. Sayısal olarak tabiatın bir kodlanma sistemine sahip olduğunu keşfeder, fakat bunu çözmeyi başaramaz. Yaptığı araştırmalar onu tek bir sonuca götürür. Ulaştığı bu sonuç büyük bir kaosa neden olabileceği için bu sırrı saklamaya ve zincirin ilk halkası olan kodu kırmayı deneyerek bu riski yok etmeye karar verir.

Requiem For a Dream- Bir Rüya İçin Ağıt (2000)

requim for a dream

Bağımsız ruhundan vazgeçmeyen Aronofsky asıl çıkışını ikinci yönetmenlik denemesi olan Requiem for a Dream ile yapmıştır. Aronofsky 2000 yılında Hubert Shelby’nin romanından çektiği bu filminin etkileyici değil sarsıcı olmasını istediğini belirtmiş. Nitekim izleyen hemen herkeste ‘duvara çarpmış hissi veren bir başyapıt olmuş. Dört bağımlı insanın hikayesini konu alan filmi izlerken ilk önce yaz, ardından gelen sonbahar ve sonrasında kış bölümünü izlersiniz. İlkbaharı olmayan film olduğunu sonunda anlarsınız.

Filme gelirsek eğer, film genel olarak bağımlılık teması üzerine kurulu. Sara Goldfarb, televizyon bağımlısı yaşlı bir kadındır. Oğlu Harry ise kız arkadaşı Marion ve uyuşturucu dağıtıcısı Tyrone’la takılan madde bağımlısı bir çocuktur. Harry’nin ve arkadaşlarının hayattaki tek amacı daha fazla uyuşturucuyken; umutsuz annesini hayata bağlayan tek şey ise en sevdiği yarışma programıdır. Sara, bir tv şovuna çıkmaya hak kazanır ve gençliğinde giydiği, kendisinde büyük anısı olan kırmızı elbisesine girebilmek için kilo vermeye çalışır ve diyet haplarından kullanmaya başlar. Diğer taraftan Harry ve arkadaşları uyuşturucu kullanmaya devam eder. Hepsinin gerçekleştirmeyi umduğu bir rüyası ve bu rüya için gözden çıkardıkları vardır. Ancak bu bağımlılıklar zamanla hepsini bir felakete sürükleyecektir. Başrollerini Harry Goldfarb rolünde Jared Leto, Sara Goldfarb rolünde Ellen Burstyn, Marion Silver rolünde Jennifer Connelly, Tyrone rolünde Marlon Wayans’ın paylaştığı filmde ayrıca “Pi” filminde başrolü oynayan Sean Gullette’in psikolog rolünde kısa bir rolü vardır. Filmin o muhteşem müzikleri ise Pi filminin müziklerini yapan Clint Mansell’e aittir.

The Fountain-Kaynak (2006)

the fountain

Darren Aronofsky’nin kuşkusuz en iddialı filmi The Fountain. İnsanın ölümle barışması, onu kabul etmesi gerekliliği ve aşkın ölümsüz de olabileceği olasılığı üzerine yapılmış 2006 yapımı romantik drama filmi. Aronofsky yaşamın sırrını arayanlara, bu filmde yaşamın sırrı ölümdedir demiş adeta. Film, geçmiş, bugün ve gelecekten üç ayrı hikâye sunuyor bizlere. Bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşı anlatan filmde 15. yüzyılda İspanya’da yaşayan Tomas esir düşmüş kraliçesini kurtarmak için hayat ağacını aramaktadır.

Filmin 21. yüzyıldaki diliminde bir bilim adamı olan Tommy Creo, ölmek üzere olan karısını kurtaracak bir ilaç aramaktadır. Son olarak 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, uzaydaki gezintisi sırasında kendisini çok uzun sürelerdir rahatsız eden olayların arkasındaki gerçekleri keşfedecektir. Bin yıla yayılan film farklı zamanlarda geçen tek bir hikaye gibi görünse de filmin asıl konusu ölüm. Başrollerini Hugh Jackman ve Rachel Weisz ‘in paylaştığı filmin müziklerini Aronofsky’nin diğer filmleri olan Pi ve Requiem for a Dream ‘in de müziklerini yapmış olan Clint Mansell yapmıştır.

The Wrestler-Güreşçi (2008)

the wrestler2

Darren Aronofsky’nin en önemli yapıtlarından biri de The Wrestler. Yarı bağımsız sinema, yarı Hollywood atmosferini hissettiğiniz filmde Aronofsky kendine has ritim duyguları, insanın zihnini açan hikayeleri, etkileyici müzikleri ve sıra dışı kurgularıyla yine The Wrestler filmine bizleri hapsediyor. Spor dramalarından hem drama hem de şiddeti yüksek dozda kullanma biçimi ile Aronofsky türü ne olursa olsun her filmine kendi sinemasına özgü özellikleri katabileceğini gösteriyor. Mickey Rourke, Ernest Miller, Marisa Tomei ve Evan Rachel Wood filmin başrollerinde yer aldığı filmde, özellikle Mickey Rourke’un efsane performansı göz dolduruyor.Filmin Müzikleri tabi ki Clint Mansell’e ait.

Filmin konusu, 1980’li yılların efsanevi güreşçilerinden biri olan Randy, şimdilerde bir markette çalışan, hafta sonları da çeşitli güreş aktivitelerine katılan unutulmuş biz yıldızdır. Yerel bir maçı kazanmasının ardından bir karşılaşma esnasında kalp krizi geçirince, doktoru, Randy’ye bir daha güreşmemesi gerektiğini söyler. Tezgahtar olarak işe giren Randy ve bu süreci yıllardır görmediği kızıyla arasını düzeltmek için bir şans olarak görür. Ancak bu beklediği kadar kolay olmayacaktır. Dövüşün cazibesi karşı koyamayan Randy bir süre sonra ringe geri dönmeye karar verecektir.

Black Swan-Siyah Kuğu (2010)

black swan

Aronofsky ‘nin Siyah Kuğu’su tam anlamıyla bir tutkunun sınavı. Şöhrete, kusursuzluğa, korkuya aç kalan bir tutkunun. Film bir balerinin başarı öyküsü gibi görünse de aslında yaşamını şekillendiremeyen bir insanın sıkıştığı çevrede özgürlüğe kaçışının öyküsü bu. Arnofsky’nin filmlerinden yola çıkarak gördüğümüz, yönetmenin Wrestler ve Requiem for a Dream’den sonra Black Swan filminde de baş karakterlerine acımasız rekabetin içine alan imkansız rolleri yüklemiş olması. Tabi diğer iki filme göre Black Swan daha kolay anlaşılan ve yorumlanan bir film olmuş.

Konusu ise iyi bir balerin olmaya çalışan Nina, eski bir balerin olan annesiyle birlikte New York’ta yaşamaktadır. Günün birinde bale yönetmeni Thomas Leroy, Tchaikovsky’nin Kuğu Gölü çalışmasının modern bir versiyonunun yeni sezon gösterimi için baş balerin seçimi yapacağını bildirir. Seçilen rol, hem beyaz, hem de siyah kuğuyu oynamayı gerektirmektedir. Beyaz Kuğu, saflığı ve asaleti temsil ederken Siyah Kuğu şehvetli ve riyakâr bir karakterdir. Nina’nın aşırı disiplinli ve kuralcı yapısı Beyaz Kuğu’yu kolaylıkla sergilemesine fırsat verirken, Siyah Kuğunun nispeten rahat ve özgür bir dans gerektirmesi ise onu zorlamaktadır… Filmin başrollerini Nina rolünde Natalie Portman, Thomas Leroy rolünde Vincent Cassel ve Lily rolünde Mila Kunis’in paylaştığı filmin müziklerini Aronofsky’nin filmlerinin vazgeçilmez parçası olan Clint Mansell yapmıştır.

Noah (2014)

Noah2

Aronofsky’nin çekme hayalini kurduğu film olan Noah; yönetmenin ilk yüksek bütçeli filmi aynı zamanda. Herkesçe bilinen Hz. Nuh’un hikayesini, Aronofsky kendi hayal gücünü de içine katıp ve temel olayları İncil’den alarak güzel bir film sunmuş bizlere. Bu sebeple mitlerden ve de dinsel kitaplardan bağımsız olarak izlenmesi gereken bir film diyebiliriz. Film; Nuh’un dedesi rolünde Anthony Hopkins, Nuh rolünde Russell Crowe, Nuh’un eşi rolünde Jennifer Connelly ile dikkat çeken bir kadroya sahip. Filmin müziklerine ise Aronofsky’nin daimi müzisyeni Clint Mansell imzasını atmış.

Filmin konusu ise Kabil’den sonra başlayan ve İnsanların işlediği günahlarla harap edilen bir dünyada, Nuh rüyasında Tanrı’nın kendisini yaşanacak büyük bir tufana karşı uyardığını görür. Tanrı ona dünyayı yok edecek olan bu tufandan önce, bir gemi inşa etmesini ve bu gemiye yeryüzünde yaşayan tüm hayvan cinslerinden bir çift almasını emreder.

Yorum yapılmamış

Yorum yaz

Your email address will not be published.

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>

Önceki liste

Kendine has tarzıyla 6 Onur Ünlü filmi

Sonraki liste

Retro tutkunlarına İstanbul'daki 5 dükkan

Büşra Avcılar

Büşra Avcılar

Kendimi bazı cümlelerle tanımlayarak bir kalıp oluşturduğumda, aslında çoğu insanın da bu şekilde olduğunu düşündüğüm için sadece “insanım” demek bana egosuz geliyor. Ayrıca insanların yalın halinden çok, egosuz halini severim...